sitene türk bayrağı 
www.siirlerinefendisi.tr.gg
   
  KALP GÖZÜ
  Mutlaka Okuyun 
 

hosgeldiniz.jpg

NaMaZZZ..(İbretlik) Mutlaka Okuyun

Yolda karşılastığımızda ezann okunuyordu.

- ”Gel, seni câmiye götüreyim.” dedim. “Bugün Cumâ, biliyorsun.”

- ”Sen de bennim câmiye gitmedigimi biliyorsun.” dedi.

- ”Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum.”

- ”Ne bileyim, olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.” dedi.


Gayriihtiyârî gülmeye başladım.

- ”Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun için câmi terk edilir mi?''

- ”Ciddî Söylüyorrum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.” dedi.

Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.

- ”Peki.” dedim. “Hayâtında hiç câmiye gitmedin mi?”

- ”Çocukkenn dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye endişe etmiyordum sanırım. Fakat câmiye gidebileceğimi zannnetmiyorum Artık (gayrı).”

Söyledikleri benni son deRrece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık... Onunla konuşmamızdan iki ay sonra kenndisinin câmide olduğunu söylediler. Hemen gittim... Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde. Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:

- “Hani câmiye gelmeyecektin?” dedim.

Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musallâ taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu...! 


İşte Şanlı Geçmişimizde Gücümüz Ve işte Şimdiki Acizliğimiz..




Dans Avrupa'da ilk olarak Fransa'da ortaya çıkmıştırO zamanlar Osmanlı'nın sınırları Avrupa'nın ortalarında idi ve Fransa'ya dayanıyordu

Dansın Fransa'da yapılmaya başlandığını duyan KanuniFransa Kralına aynen şu mektubu yazmıştır ;

EY Fransa Kralı FRANSUVA !

Sefirim Kebirimden Aldığım Mazhara Göre Malumatım OldukiMemleketinde Dans Namında Ala Mele-innas Fuhşiyyat ve Lubiyat Yapıyormuşsun

İş Bu Name-i Humayunumun Eline Vusulünden İtibaren Bu Mel'anet Rezalete Son Vermediğin Taktirde Ordu-yu Humayunumla Gelip Seni Kahretmeye Muktedir Olurum

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Kanuni'nin bu mektubundan sonra Fransa'da 100 yıl Dans yapılmamıştır

Osmanlının Kudretini gösteren bir mektup Bugün hangi ülke Fransa'ya veya başka bir ülkeye bu şekilde mektup gönderebilirVe istediği sonucu 100 yıl alabilir ?


 

Kur'an-ı Kerimde “Kalpler ancak Allahın zikriyle tatmin olur.” buyrulmaktadır.
Zikirden kasdedilen nedir? Kalbi nasıl tatmin eder ?



Günlük hayatımızda, yer yer, “falanın kalbi bozuk” yahut,
“filânca kalp ameliyatı geçirmiş” gibi sözler ederiz. Bu konuşmalarımızda,
kalbi, iki ayrı mânâsıyla kullanırız. Bunlardan biri maddî, diğeri ise mânevîdir.
Bir başka ifadeyle, biri zâhirî, diğeri bâtınî...
Her ikisinin de aynı isimle yâd edilmesine değişik açıklamalar getirilmiş.
Bunlardan birisine göre, insan ruhunun bedenle ilk alâkası kalpte başlıyor.
Bir diğerine göre, kalbe bu ismin verilmesi mecazdır:

“Maddî kalbin bedendeki rolü ne kadar önemli ise, mânevî kalbin de
insanın ruhî hayatında öyle büyük bir vazifesi vardır.”
Bazı zâtlar da, kalbi, ruh mânâsında kullanmışlardır.
Maddî kalp, bedenin her yanına kan ulaştıran ve dakikada
ortalama beş kilo kadar kan pompalayan harika bir cihaz.
Bu kalp bütün bir kâinata muhtaçtır. Kâinat fabrikasında kan
üretilecek ki kalp de o kanı bedenin her köşesine pompalasın.

Kâinattan insanı süzen ve insan fabrikasında gıdaları ete,
kemiğe, kana, iliğe çeviren bir kudret, o kalbi çalıştırmakta ve
o kanı bedenin her köşesine sevk etmektedir. Evet, kalbin zâhiri
bütün kâinata muhtaç. Ve kalp bu hâliyle Allahın Samed ismine âyine.
Maddî kalbin kâinata ve içindeki eşyaya olan ihtiyacını,
ancak her muhtacın ihtiyacını gören ve hiçbir şeye muhtaç
olmayan Allah yerine getiriyor, Samed isminin tecellisiyle...
Kalp bu yönüyle bir ağaçtan, bir çiçekten pek fazla ileri değil.

Onlar da kâinatın her şeyine muhtaç.
Onlar da bu ihtiyaçlarının görülmesiyle Samed ismine ayna oluyorlar.
Kalbin bâtınına gelince, samediyete asıl âyine o...
“Bâtın-ı kalp âyine-i sameddir.” Bu hakikati: “Kalpler ancak
Allahın zikriyle mutmain olur.” âyet-i kerimesi ders verir.
Bedendeki her organın kendine göre bir çeşit tatmini söz konusudur.
Göz görmekle, kulak işitmekle tatmin oluyor. Dilin tatmini tat ile,
mideninki gıda ile. Kalbin ise en büyük ihtiyacı, iman.

Ben kimin mahlûkuyum? Şu âlem kimin mülkü? Bu dünyada kimin misafiriyim?
Daha sonra nereye gideceğim? Beni misafir eden zât, benden ne istiyor?
İşte kalbin bâtını, bu gibi soruların cevaplarıyla tatmin oluyor.
Onun talebi marifetullah (Allahı tanıma) olunca, elbette,
samediyete en büyük âyine o olacaktır.
Diğer mahlûklar bu kâinatın maddesine muhtaç.
O ise, bu âlemin sahibini tanımaya, bilmeye,
Ona iman ve itaat etmeye muhtaç.

Bunu anlamayan ve kalplerinin gıdasını ihmal eden insanlarda,
bu ihmâlin peşin cezası olarak, hemen huzursuzluk, sıkıntı, tatminsizlik,
korku, endişe gibi hastalıklar kalbi sarar.
Midenin açlığını elbisenin güzelliği, yahut gömleğin kalitesi gideremiyor;
o ancak rızık istiyor. Kalbin boşluğunu da hiçbir rütbe,
hiçbir içtimaî makam, hiçbir beşerî teveccüh ve hiçbir
fâni hedef doyuramıyor.
Kalbin Rabbi, onun ancak zikirle tatmin olacağını bildiriyor bize






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=