sitene türk bayrağı 
www.siirlerinefendisi.tr.gg
   
  KALP GÖZÜ
  Güzel Bilgiler
 


 

 

hasretimsin2fv.jpg

Onlar;  “Allah (c.c)’ın Adı Anıldığı zaman Kalpleri ürperir.”
(Enfal-2)

Onlar; “Allah (c.c)’a asla şirk koşmazlar.”
(Furkan-6)

Onlar; “(Her türlü) Zinaya asla yaklaşmazlar.”
(Furkan-6)

Onlar; “Namazlarını Huşu içinde Ve Dosdoğru kılarlar.”
(Mü’minun-2)

Onlar; “Boş şey (Bilinmeyen)lerden tümüyle yüz çevirirler.
“(Mü’minun-3)

Onlar; “Mallarıyla Ve Canlarıyla Cihad Ederler.”
(Tevbe-20)

Onlar; “Cahillerle asla tartışmazlar.”
(Furkan-63)

Onlar; “Kınayıcının kınamasından Hiçbir zaman korkmazlar.”
(Maide-54) 

Onlar; “Emanetlerine ihanet etmezler.”
(Mu’minun- 

Onlar; “Söz verdiklerinde sözünde dururlar.”
(Bakara-177)

Onlar; “Yetimin hakkkını kesinlikle yemezler.”
(Nisa-2)

Onlar; “Yolda kalmışlara yardım ederler.”
(Bakara-177)

Onlar; “insanların kusurlarını affederler.”
(Ali imran-134)


Onlar; “Yalnızca Allah (c.c)’a dayanıp güvenirler.”
(Mücadele-10)

Onlar; “Yeryüzünde Alçak gönüllü olarak yürürler.”
(Furkan-63)

Onlar; “Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler.”
(En’am-151)

Onlar; “hakk’ı bile bile gizlemezler.”
(Bakara-42)

Onlar; “inananlara ‘Sen Mü’min değillsin’ demezler.”
(Nisa-94)

Onlar; “Namuslarını (ırzlarını) korurlar.”
(Mü’minun-5)

Onlar; “Anne Ve Babalarına öf Bile Demezler.”
(isra-23)

Onlar; “Kötü (kem) zanndan ve gıybetten kaçınırlar.”
(Hucurat-12)

Onlar; “Ahidlerine (Sözlerine) sadıktırlar.”
(Mü’minun-

Onlar; “Zekatlarını hakkkıyla Verirler.”
(Bakara-177)

Onlar; “Mü’minlere karşı alçak gönüllüdürler.”
(Maide-54)

Onlar; “Darlıkta ve bollukta da infak ederler.”
(Ali imran-134)

Onlar; “Gerçekten felaha kavuşanlardır.”
(Mu’minun-1)

Onlar; “Allah (c.c)’ın ayetlerini az bir menfaatle değiştirmezler.”
(Ali imran-199)

Onlar; “Rasullerden hiçbirini birinden ayırt etmezler.”

 

                         ÖLEN KİŞİNİN GÖZLERİNİN AÇIK OLMASINDA Kİ HİKMET...

 

 

Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
 
Ebû Seleme ölünce Resulullah Efendimiz (asm) yanına girdi Ebû Seleme’nin gözleri açık bulunuyordu
 
Resulullah (asm) Ebû Seleme’nin gözlerini mübarek eliyle kapattıktan sonra şöyle buyurdu:
 
“Ruh kabzedildiği zaman, göz onu arkasından takip eder”
 
Bunun üzerine ev halkı ağladı Resûlullah (asm) buyurdu ki: 
 
“Sakın hayırdan başka bir şey söylemeyiniz
Çünkü melekler söyleyeceğiniz sözlere âmin derler”
 
Ardından Peygamber Efendimiz (asm) şöyle duâ buyurdu:
’ım! Ebû Seleme’ye mağfiret et
Onun derecesini hidayete erdirilenler içinde yükselt
Onun ailesinden bâkî olanlara halef ol, vekil ol
Onlara yardımcı ol Ey âlemlerin Rabbi! Bizim ve onun günahını affet
Ona kabrinde genişlik ver Orada kendisini nurlandır”1
 
Ebû Hüreyre’nin (ra) bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (asm) soruyor:  
“İnsan öldüğü zaman gözleri yukarıya doğru dikilmiş olarak görmez misiniz?” Sahabiler:  
“Evet ya Resûlallah!” dediler
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (asm):
 
“İşte bu, insan gözünün, ruhu çıkarken arkasından takip ederek bakıp kaldığı zamandır” buyurdu2
 
Ölen kimsenin gözleri kapanmayınca, bizim senaryo üreticiler derhal devreye girerler, bir sürü şeyler uydururlar Dünyada gözü kaldı, yapacak işleri kaldı, dünyasına doymadan gitti, vs bunlardan sadece bir kaçı
Bunlar gözün açık gitmesinin hikmetini açıklamıyor Nitekim her insan genelde dünyaya doymadan gidiyor ve genelde her ölenin yapacak çok işi kalıyor 
 
Gerçek olan, yukarıdaki hadislerin de işaret ettikleri gibi, ruhun çıkışına gözün duyduğu hayranlıktır
 
Demek can çıkıyorken, kimi insanda göz ruhun arkasından bakıyor; fakat bu sırada can çıktığı için göz kendisinde kapanacak mecal bulamıyor ve açık kalıyor
 
Bu durumda ölünün yakınları onun gözünü henüz soğumadan kapatırlar ve gereken diğer cenaze işlemlerini yaparlar
Selam Ve Dua iLe...ALINTIDIR...

 
 

 

 

 

'ım Euzü besmelenin yüzü suyu hürmetine;

'ım Fatiha-i serif yüzü suyu hürmetine;

'ım Taha ve yasin-i serif yüzü suyu hürmetine;

'ım Kelam-i Kadim'in yüzü suyu hürmetine;

Ululugun hakki için,azametin hakki için;

Nurundan nurunu yarattin,kainati da o Nurla donattin, o Nur'un yüzü suyu hürmetine ve o Nur'dan halkettiklerinin yüzü suyu hürmetine;

'ım Bütün Peygamberlerinin,Adem Aleyhisselam'in, Nuh Aleyhisselam'in, Ibrahim Aleyhisselam'in  Musa Aleyhisselamin ,Isa Aleyhisselam'in  yüzü suyu hürmetine

'ım! Ashab-i kehfin ve Ashab-i kiram'in yüzü suyu hürmetine;

'ım Süheda'nin,Piran-i izam'in yüzü suyu hürmetine;

'ım Mübarek beldelerin,gün ve gecelerin yüzü suyu hürmetine;

'ım Seçkin meleklerin Cebrail Aleyhisselam'in,Mikail Aleyhisselam'in, Israfil Aleyhisselam'in,Azrail Aleyhisselam'in ve diger meleklerin yüzü suyu hürmetine;

Istemem icap ettigi halde istemesini bilmedigim,fakat senin bildigin seyleri ihsan ve ikram buyur!

Habib'in ne istemis ise onu istiyorum, onun yüzü suyu hürmetine bize de ihsan buyur!

Zatina neden siginmissa,ben de ondan sana siginiyorum.Bilmedigim tehlikelerden de beni muhafaza buyur!'

...(AMİN)...

 

 

                                           HİÇ BİRİNE DİL UZATMAYIN...

 

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Araf ve Hicr surelerinde, “Biz azimüşşan, onların kalblerindeki gıl ve gışşı nezettik” buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve düşmanlık gibi şeyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, başka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakin mertebesine ulaşmışlardır. Aralarındaki mücadeleler ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, “Allah onlardan razıdır” mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın. Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyin! Allah’a yemin ederim ki, bir kimse, Uhud Dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç arpası kadar sevap alamaz.” (Buhari, Ebu Davud, Begavi)
“Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.” (Buhari)
“Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz.” (Darimi)
“Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez. Ensarı seveni Allah da sever, onlara buğzedene Allah da buğzeder.” (Buhari)
“Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.” (Bezzar)
“Beni gören Müslüman (Eshabım), Cehenneme girmez.” (Taberani)
“Eshabım gibi hiç kimse İslamiyet’e hizmet edemez.” (İ. Süyuti)

İtikaddaki iki imamımızdan biri olan Ebül Hasan-i Eşari hazretleri, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, bu ümmetin en yükseğidir buyurdu. Hz. Ali’nin, halife iken, idare ve kuvveti elinde iken, büyük bir cemaate karşı Ebu Bekir ile Ömer, bu ümmetin en üstünüdür buyurduğunu, imam-ı Zehebi yazmaktadır ve bu üstünlüğün tevatür yolu ile bizlere geldiğini bildirmektedir...
...KAYNAK...http://www.akbilge.com...

 

                     HZ. ADEM(A.S)'IN OĞLU HZ. ŞİT(A.S)'A BEŞ VASİYETİ...

 

 

 

“Sana beş vasiyetim var!..”
Âdem aleyhisselâm kırk bin evlâdını gördü. Vefatına yakın, oğlu Şît’i “aleyhisselam” çağırıp;
- Oğlum, sana beş vasiyetim var, buyurdu.
Ve şöyle sıraladı:

1-
Dünyâya gönül bağlama!
2-
Bir iş yaparken, sonunun nereye varacağını düşün!
3- Kadın sözüyle hareket etme!
4- Bir işe başladığında, kalbine sıkıntı gelirse o işi yapma!
5- Alnında parlayan “Nur” âhir zaman Peygamberi Muhammed Mustafâ’nın nûrudur. Bu ‘Nûr’u iyi muhafaza et!
Şit aleyhisselam;
- Başüstüne! dedi.
Ve sordu:
- Babacığım! Muhammed aleyhisselâmdan çok bahsediyorsun. Allah katında sen mi kıymetlisin, O mu?
- O kıymetli, buyurdu.
Ve hikmetini şöyle açıkladı:
1- Hak teâlâ, bir hatâmdan dolayı beni Cennetten çıkardı. Onun ümmeti çok günah yapsalar da yine Cennetine alır.
2- Benim hatâmı, bütün yer ve gök ehli duydu. O ümmetin binlerce günahını örter, göstermez.
3- Beni, bir hatâm sebebiyle Havvâ’dan ayırdı. Onun ümmetini, binlerce günahları olsa da, eşlerinden ayırmaz.
4- Ben üç yüz yıl ağladıktan sonra tövbem kabul olundu. Onlar ise sadece pişman olsalar, affolurlar.
5- Ben bir hatâ işlemekle, üzerimden Cennet elbisesi alındı. Onlar, nice günahlar işlese de elbiseleri alınmaz.
6- Bana, tövbem kabul olunması için Arafat’a gitmem emrolundu. Onlar ise gönülden pişman olup, “Affet yâ Rabbî” deseler, Hak teâlâ; “Affettim” buyurur.

Son olarak;
- Evlâdım! Ecelim yaklaştı. Benden sonra halîfem ol! buyurdu.
Ve rûhunu teslim etti.
Vefat ettiğinde “bin” yaşındaydı.


 

 

                   83 YILLIK HAYATINDA İBRETLİK OLAYLAR!(BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ)...

 

 

83 yıllık hayatında <b>ibretlik olaylar!</b>

Bugün,83 yıllık ömrünün büyük bir kısmını hapis ve sürgünlerle geçiren,Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin ölüm yıldönümü...

83 yıllık ömrünün büyük bir kısmını hapis ve sürgünlerle geçiren, 130 parçadan teşekkül eden Risale-i Nurları da hapishanelerde ve sürgün dönemlerinde yazmış, İkinci Meşrutiyet, İttihat ve  Terakki ve Cumhuriyet gibi yaşamış, çok partili devri görmüş, yaşadığı dönemlerin önde gelen mütefekkirlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin meşakkatli dünya hayatından ayrılışının 49. yılı

Vefatına kadar bir çeyrek asır sürgünde yaşayan, sonu beraatla neticelenen İstanbul Toptaşı, Eskişehir, Isparta, Denizli ve Afyon hapishanelerinde ömür tüketen, 19 defa zehirlenerek suikasta maruz kalmış, hakkında 700 civarında kamu davası açılmış ve neticede evinde yatma imkânı bulamamış ve Urfa’da bir otel odasında son nefesini veren, Bediüzzaman'ın 83 yıllık hayatı ibret verici bir çok hadiselerle doludur.

Cemiyetin imanını kurtarmak için dünyamı da feda ettim, âhiretimi de…

"Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-i harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti. Işte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin-adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar. Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade-imanını kurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım; fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah'a bin kere hamd olsun. Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.

Bu sözleri samimi dostu yakın arkadaşı Eşref Edip'e 1950’li yılların başında İstanbul’da söylüyor.

Eşref Edip, Said Nursi'nin çok sade bir şekilde yaşadığını, çektiklerinden ötürü hiçbir kimseye beddua etmediğini belirterek dergide şu cümleleri kaleme alıyordu:

"Ona zulmedenlere beddua bile etmez. Onu zindanlara atanlara, ancak salâh ve iman temenni eder. Gaye uğrunda ölüm, onun için basit bir şeydir. Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle tagaddî eder. Elbisesi pek basit ve fakiranedir. Beyaz Amerikan bezinden pamuklu bir hırka. Çamaşırını kirlenmeden değiştirir ve temizletir. Temizliğe fevkalâde itina eder. Kağıt parayı tutmaz ve üstünde taşımaz. Mâmelek namına dünyada hiçbir şeyi yok. Kendi için yaşamaz, cemiyet için yaşar."

Peki hakkını helal ettiği ve beddua bile etmediğim dediği kimselere kader ve ilahi adalet afv etmiş mi?

Bu konuda bir iki enteresan misal vermek gerekirse;


Bediüzzaman 20 Eylül l943 (20 Ramazan) günü 8 senedir mecburi ikamete tabi tutulduğu Kastamonu’da tutuklanarak Çankırı yoluyla Ankara'ya getirilir. Daha sonra Isparta’ya götürülecektir.


Ankara’da Vali Nevzat Tandoğan (1) vilayette Said Nursi ile görüşmek ister. Hadisenin görgü şahitlerinin ifadelerinden takip edelim:

Selahattin Çelebi, İnebolu’nun tanınmış ailelerinden ve eşrafından Nazif Çelebinin oğludur. Hadise günü vilayette Tandoğan’ın odasının önündedir. Aynen şöyle anlatıyor.

“Mübarek Ramazan ayının sonlarında sıcak bir gündü. Nevzat beyin kapısında idim. Memurlar Bediüzzamanı getirdiler. Beraberce içeri valinin odasına girdiler. Sonra memurlar çıktı. Kapı kapandı. İçeriden şiddetli sesler geliyordu. Sonra zil çaldı, kapıcı içeri girdi. Tekrar kapıcı çıktı. Bu esnada Bediüzzaman hiddetle Tandoğan’a: Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum. Kıyafet kanunu münzevilere tatbik edilmez. Ben dışarı çıkmıyorum. Beni icbarla siz çıkarıyorsunuz. Başından bul !” diyordu. Bu esnada odacı elinde yirmibeş kuruşluk adi bezden yapılmış eski bir kasketle dışarıdan geldi. Valinin odasına girdi.”

Üst kattan bazı memurlar evrakları getirip polislere teslim ettiler. Bu esnada Bediüzzaman:

Selahattin Korkma…Korkma…Korkma!...Alahaısmarladık…” diye seslenerek polis ve jandarmalarla yürüyüp gitti.

Talebesi Zübeyr Gündüzalp’in yazdığına göre Bediüzzaman Tandoğan’a: “Bu sarık bu başla çıkar” tarzında konuşarak boynunu gösterir. (2)


Kudretli Vali’nin başına gelen…


Genç Cumhuriyetin en kudretli, en meşhur ve aynı zamanda CHP Ankara İl Başkanı ve Belediye Reisliği gibi üç vazifeyi uhdesinde bulunduran Nevzat Tandoğan vali olarak görevine Ankara’da devam etmektedir.

1945 yılında Ankara sosyetesi ve Rus Büyükelçiliği’nin de doktoru olan Dr.Neşet Naci Arzan’ın 17 Ekim 1945’te silahlı saldırı sonucu öldürülür. Saldırıyı üstlenen Reşit Mercan adlı genç, polislere teslim olur. Mahkeme sırasında Reşit Mercan’ın şahidi dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay silahı kendisinin temin ettiğini söyler. Hadise Ankara’da şok tesiri yapar. Suçu üstlenen Reşit Mercan’ın Vali Nevzat Tandoğan ile saldırıdan önceki gece bir saat görüştükleri ortaya çıkar. Devam eden Ankara cinayeti davasında şahitliğine başvurulan Tandoğan, 9 Temmuz 1946 sabahı eşi ve kardeşiyle bir müddet konuştuktan sonra yatak odasına geçmiş ve başına kurşun sıkarak intihar etmiştir. Üç yıl sonunda dava biter ve Haşmet Orbay cinayet işlemekten 18 yıl, Reşit Mercan ise cinayete yardımcı olmaktan 9 yıl hapis cezası alır.
Evinden dahi çıkmayacaksın…

Bediüzzaman 1960 yılına gelindiğinde ömrünün son demlerini yaşadığının farkındaydı. Son zamanlarda ev hapsi de dahil kendisi ve talebelerine yönelik büyük sıkıntılar sebep olan uygulamaların kaynağında İçişleri Bakanı Gedik görünüyordu. Diğer taraftan yaklaşmakta olan ihtilal tehlikesini Başvekil Menderes’e intikal ettirmek istiyordu. 19 Aralık 1959'da Ankara gitti. Birkaç gün kaldı. Ancak haber ulaştırmak mümkün olmadı.

Talebesi Mustafa Sungur aracılığıyla Başbakan’a bir mektup iletti. 12 Ocak 1960 tarihi taşıyan mektupta; “Bütün muhalifler ve siyasiler her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerlerken Ankara’dan gelen bir emirle, ‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın.’ denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir. Otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet çok ağır geliyor…” demektedir.

Yine Menderesle görüşmek maksadıyla tekrar Ankara’ya gelmek isterken Gölbaşında yakınların da durdurulur.

“Bizim geldiğinden haberimiz yok. Çünkü hadiseden bir gün önce bizleri göz altına aldılar. Biz nezaretten çıktıktan sonra haberini aldık. Emniyet kuvvetlerine üstad “sizin kanunlarınızla benim seyahat hürriyetim var. Niye engel oluyorsunuz” diyor. İçişleri Bakanı Namık Gedik’in kesin talimatı olduğu için güvenlik güçlerinin Ankara’ya üstadı sokmamakla kararlı olduğunu anlıyor. “Eğer istesem benim fedakar talebelerime emir veririm buradan geçerim. Fakat madem siz müsaade etmiyorsunuz. Sizin için iyi olmayacak Menderes yanlış yaptı” diyor. Üstad geri döndükten sonra bizi serbest bırakmışlar. Biz hadiseyi duyduk. Ben hemen doğruca otobüsle Emirdağ’ına Üstadın yanına gittim. Orada yine “maalesef bizi anlamadılar. Bizim onlara olan duamızı, himmetimizi anlamadılar.” İki elini birbirinin etrafında döndürerek onlarda şöyle olacaklar der. Yani altı üstlerine gelecek der.” (3)

Gizlice Urfa’ya gidiş…

Mart ayının başında Emirdağ’da zatürreeye yakalandı. 19 Mart günü sabah namazından sonra dostlarıyla vedalaşarak Isparta'ya döndü. Ramazan ayına girilmişti. Hastalığı gittikçe artmış. 20 Mart günü sabahı kararlı bir şekilde ilk sözü, "Gideceğiz" olur. İstikamet Urfa'ydı. Talebeleri Hüsnü Bayram, Bayram Yüksel ve Zübeyir Gündüzalp'ın arabada olduğu halde gizlice Urfa’ya kaçırılır.

"Urfa'dan cebren de olsa geri götürün"

Said Nursi'nin Isparta'dan ayrıldığı haberi kısa sürede polise ulaştı. Bediüzzaman’a ve eserlerine müthiş husumet besleyen dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik, yetkililere derhal ve kesin olarak cebren de olsa Isparta'ya geri gönderilmesi talimatı verir. Hatta ambulans yoksa çöp arabası da olsa geri gönderin dediği rivayet edilir.

Urfa’daki İpek Palas Otel'in 27 numaralı odasına yatırılan ve hastalığı ağırlaşan Said Nursi'nin hareket etmeye takati yoktu. Talebelerinin, "Üstad çok hasta, yola dayanamaz" sözleri ise yetkililer tarafından, "Bakanlıktan emir var, derhal Urfa'dan çıkacaksınız, gerekirse ambulans veririz. Nasıl çıkıp geldiyse, aynı şekilde dönecek" denilerek cevap verilir.. Polisin "geri dön" sözlerine Said Nursi, "Ben buraya dönmeye gelmedim. Burada kalacağım, belki burada öleceğim" diyerek karşılık verir.
Hükümet tabibinin yolculuk edemeyecek kadar hasta olduğuna dair raporu dahi etkili olmadı. Ankara'ya açılan telefonların, telgrafların haddi hesabı yoktu. Ramazan'ın 27. günü, yani Kadir Gecesi'ne denk gelen 23 Mart 1960' da Bediüzzaman Hazretleri vefat ediyor.

Kudretli Dahiliye Vekil’inin başına gelen…

Bediüzzaman’ın vefatından 2 ay sonra da 27 Mayıs darbesi olur. Aralarında Namık Gedik de olmak üzere çok sayıda siyasetçi tutuklanır. Harb Okulunda tutulan Gedik bir çok siyasetçi gibi onur kırıcı uygulamalara maruz kalır. 2 gün sonra yapılan açıklamada, okulun penceresinden atlamak suretiyle intihar ettiği iddia edilir. Cenazesi de okuldan gizlilik içinde çöp arabası ile çıkarılır. Ancak bütün bu iddiaların doğruluğu hâlâ tartışma konusudur. Genel kanaat cunta subaylarının ağır işkencelerine maruz kalarak hayatını kaybettiği ve bu cinayete intihar süsü verildiği de yönünde olur.

Kudretli Vali ve Kudretli Vekil’in intiharları halâ sırlarını koruyor.

(1) Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi – Necmettin Şahiner, İstanbul, 1976
(2) Emirdağ Lahikası II.Cilt .Sh.19
(3) Said Özdemir abiden 27.05.2000 tarihindeki sohbetten aldığım özel notlarımdan


Araştırmacı-Yazar
Mustafa KÖFKECİ

 

 

                                               İÇKİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER...

 

 
 

 

İçki İle İlgili Hükümler:

a-Zaruret durumu dışında azını da çoğunu da içmek haramdır.

b. İçkiyi helâl sayan kâfir olur.

c. Müslüman için alış, satış, hibe ve benzeri yollarla şaraba mâlik olmak veya başkalarına mülk olarak vermek haramdır.

Çünkü bunlar içkiden yararlanmadır, bu ise bir müslüman için haram kılınmıştır.

Resul-i Ekrem -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

içkinin kendisini, içeni, sunanı, satıcısını, satın alıcısını, imal edeni, imal ettireni, taşıyanı, taşıttıranı lânetlemiştir.” (Tirmizi)

d. İçki ağır şekilde (muğallaz) bir necis maddedir. Bir dirhemden fazlası elbiseye dökülse, namazın câiz olmasını engeller.

 

 

              SALAVÂT-I ŞERÎFE GETİRMENİN FAYDALARI...GÜLLERİN EFENDİSİNE...

 

 
 


Âyet ve hadîs-i şeriflerde bildirildiği üzere salavât-ı şerîfe getirmenin pek çok faydaları vardır. Bunları kısaca özetleyecek olursak:
1- Salavât, Ahzâb Sûresi 56. âyette belirtildiği üzere Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna itâattir.
2- Salavât, günahların affedilmesine vesîledir.
3- Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yolu ona salavât getirmektir.
4- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, kendisine salât okuyana mukâbelede bulunur.
5- Her salât getirenin ismi, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e arz edilir.
6- Salât ü selâm okuyan kimse, Allâh ve Rasûlü'nün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih etmiş olduğu için, O'nun ahlâkıyla ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazîlete erer.
7- Rasûl-i Ekrem'in kendisine olan muhabbeti arttığı gibi, onun da Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e olan muhabbeti devam eder ve katlanarak artar.
8- Allâh Teâlâ'nın Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile bize ihsan ettiği lutuflar, sayıya gelmeyecek kadar fazla olmasına rağmen, salât ve selâm ile Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in üzerimizdeki hakkını çok az da olsa ödemeye çalışmış oluruz.
9- Allâh Teâlâ'nın rahmetinin üzerimize inmesine vesîledir.
10- Salavât unutulan sözün hatırlanmasına sebep olur.
11- Salavât duâların kabûlüne vesîledir.
12- Yine salavât kıyâmetin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesîledir ki, hadîs-i şerif'te şöyle buyurulur:
"Kıyamet gününde üç kişi Allâh'ın arşının gölgesinde gölgelenir:
1- Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi.
2- Benim sünnetimi ihyâ eden kimse.
3- Benim üzerime çok çok salavât getiren kimse."
Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!.. (Âmin)




Bismillâhirrahmânirrahîm,
"Innallâhe vemelâ iketehû yüsallûne alennebiyyi;
Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîme."
Lebbeyk, Allâhümme ve se'adeyk salavâtullâhil berrir Rahîm, velmelâiketil mukarrabîn, vennebiyyin vessiddîkin vessühedâi vessâlihîn.

Vemâ sebbaha leke sey'ün Yâ Rabbel âlemîn.
Alâ seyyidinâ Muhammed Ibn-i Abdullah, Hatemennebiyyin ve Seyyidil mürselîn ve Imâmil müttekîn ve Resûl-i Rabbil âlemîn
Essâhidil besîriddâî ileyke bi iznike essirâcil münîr ve aleyhisselâm ve eimmeti ehli beytihî ridvânullâhi aleyhim ecmaîn.

AMİN


 

 

                                          MEVLİD KANDİLİNİN ANLAMI NEDİR?...

 

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. Bu mübarek geceye "Mevlid Kandili" denir. 
O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 
Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır. 
Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı "Vesiletün'necat" olan mevlid kitabı O'nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir şekilde dile getiren değerli bir eserdir. 
Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir. 
Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz. 

 

 

 







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=